Sarnıçta sanatın zamanla diyaloğu

Img

SERAY ŞAHİNLER – İstanbul’un 1600 yıllık geçmişiyle en etkileyici yapılarından biri olan Şerefiye Sarnıcı bu kez çağdaş sanatla buluştu. Seçkin Pirim’in “Dün ile Bugün” sergisi sarnıçta ziyarete açıldı. Sarnıcın içinde ve önünde konumlanan eserler, su yüzeyindeki yansımalar ve mekâna özel tasarlanan aydınlatma kurgusuyla çok katmanlı bir görsel deneyim ve zamansız yolculuk sunuyor. Işıkla değişen formlar, tarihi sütunlarla kurduğu diyalog sayesinde sarnıcın mazisini çağdaş sanatın diliyle birleştiriyor.

■ 1600 yıllık Şerefiye Sarnıcı gibi tarihî ve büyüleyici bir mekânda sergi açmak sizi nasıl etkiledi? Eserlerinizi mekâna göre kurgularken nasıl hissettiniz?

Mekân aslında sergi yapmak için zorlayıcı ama bir o kadar da çekici. Şerefiye Sarnıcı ile işler bir yarış hâline asla giremez, sadece diyalog kurabilir. Burada sergilemek istediğim işleri de bu doğrultuda yani mekân ile konuşan işler olabilecek şekilde seçtim. Aynı zamanda mekânın zamanındaki işlevine ithafen bir su sesi enstalasyonu ile dolaşıyorsunuz sergiyi. Bu da sizi ister istemez hafıza olarak geçmişte bir yolculuğa çıkarıyor.

■ Heykelleriniz genellikle ritim ve devamlılık duygusuyla öne çıkıyor. Tarihî sütunlarla nasıl konuşuyor bu heykeller? Çünkü Şerefiye Sarnıcı’nın hissettirdiği çok etkileyici bir devamlılık hissi. Eserleriniz tarihin içinde yeni anlamlar ve hatırlatmalar kazanmış olmalı…

Birden bütüne diye tarif ettiğim bir üretim pratiğim var. Bu, dediğiniz gibi yapıtlarda ritim ve devamlılık duygusu yaratıyor. Ayrıca heykellerdeki katmanlı yapı hem sarnıcın hem İstanbul’un tarihsel katmanlı yapısı ile de güzel bir diyalog kuruyor. Son zamanlarda geçmiş bugün ve gelecek arasında sorularla yaptığım işlerin burada olması çok anlamlı oldu. Özellikle antik kentlerden yola çıkarak yaptığım çağdaş sütunların 1600 yıllık sütunlarla yan yana durması benim için büyüleyici.

■ “Dün ile Bugün” başlığı, geçmişle bugünü aynı mekânda buluşturuyor. Bu yalnızca zaman kavramına atıf değil, çok yönlü bir anlatı sunuyor.

Son dört-beş senedir geçmiş ve bugün arasındaki yapısal, toplumsal, sosyolojik, duygusal farklılıklar üzerine kafa yoruyorum. “İnziva” sergisi ile başlayan bir içe çekilme, “Günübirlik İnşa” sergim ile geçmişle bugün arasındaki kaybedilmiş değerler üzerine soruları sorma, dün ile bugün de bu diyaloğu tam olması gereken bir yapıyla buluşturma. Aynı zamanda izleyiciyi arafta bırakan bir tarafı da var serginin. Özellikle ana girişte, dışarıda yer alan iki büyük alüminyum kolon, insana bunlar yeni bir şey mi yoksa geçmişten kalan bir şey mi sorusunu sordurabiliyor. Bunun eğlenceli bir örneğini sergiyi yerleştirirken yaşadık. Bir turist gelip yaptığım kolonların hangi kazıdan geldiğini sordu.

Heykel mekânla var olur 

■ Sergide su, ışık ve yansımalar eserlerin ayrılmaz bir parçası hâline geliyor. Bu unsurlar serginizdeki anlatıyı nasıl besledi?

Sergiyi yerleştirirken heykellerin hem sudaki yansımalarını hem de duvara verdikleri gölgeleri düşünerek bir kurgu yapmak serginin mekânla diyaloğuna katkı sağladı diye düşünüyorum. Ayrıca heykel gölgesiyle heykeldir. Üç boyutlu bir disiplinden bahsettiğimiz için heykeli tek başına düşünmek yanlış olur bence. Heykel etrafındaki mekân ile kendini var eder. Sarnıçta da su, ışık ve yansımaların serginin bütününe hizmet edecek şekilde yerleştirmelerini yaptım. Ama dediğim gibi bu 1600 yıllık bir tarihle yarış değil bütünleşme arzusu idi. 

yok

Author: Yusuf Demir